ALLAH'TAN UTANANDAN HER ŞEY UTANIR
Ma'rûf-ı Kerhi Hazretlerinin bir dayısı şehrin vâlisi idi.
Vâli, bir gün şehrin kenar mahallelerini dolaşıyordu. Ma'rûf'u bir kenarda
oturmuş ekmek yerken gördü. Önünde de bir köpek vardı. Bir lokma kendi yiyor,
bir lokma da köpeğin ağzına veriyordu.
Dayısı,
- Köpekle birlikte yemeğe utanmıyor musun dedi.
Maruf;
Utandığım için bu zavallıyı yediriyorum dedi ve başını kaldırıp
havadaki bir kuşa seslendi. Kuş uçup geldi, eline kondu ve kanadıyla başını ve
gözünü örttü.
Ma'rûf;
-Allah'tan utanandan her şey utanır, buyurdu.
Dayısı bu hâli görüp, bu sözü işitmekle hem hayret etti, hem de oradan
uzaklaştı.
Allah’tan
Utanmaya Senden Daha Layığım!
Çok eski devirlerde Kifl adında bir adam vardı. Kifl, ahlâkî ve insanî
değerlere önem vermeyen, para kazanmak için her yolu meşru gören çok zengin bir
adamdı. Zenginliğini de faizden elde etmişti. Dara düşen, ihtiyacı olan kimse
kendisine geliyor, oda yüksek bir faizle geri ödenmesi şartıyla onlara para
veriyordu. Vadesi geldiği zaman kişi parasını ödeyemezse bu sefer faiz
miktarını daha da artırıyordu. Şayet yine ödeyemezse adamları vasıtasıyla o
kimsenin bütün varına yoğuna el koyuyordu.
Bir gün, kapısına borç için bir kadın geldi. Bu kadın yakın
zamanda kocasını kaybetmiş, namuslu, kendisini çocuklarına adamış bir anneydi.
Bir süre, kocasından kalan şeylerle evini idare etmeye çalışmıştı. Ancak artık
evde para kalmamıştı. Bunun için çalışması gerekiyordu. Bir yerde iş bulmak
istedi; ama dışarısı dul bir kadın için çalışmaya müsait değildi.
Neden sonra aklına evde dokuma yapıp onları yakın bir arkadaşı
vasıtasıyla satmaya karar verdi. Bunun için bir dokuma tezgahına ihtiyacı olacaktı.
Tezgahı alabilmek için de borç arayışına girdi. Yakın dost ve akrabalarına
gitti; ama kimsede para yoktu. Çok üzülmüştü. Çaresiz bir şekilde evine doğru
giderken yolda istemeden iki kişi arasında geçen bir diyaloga şahit oldu.
Şehirde Kifl adında bir kişinin insanlara borç para verdiğini duydu. Hemen onun
yanına gitmeye karar verdi.
Kifl kapıda kadını görünce çok beğendi. Onu elde etmek istedi.
Kadın, Kifl’den karşılığını ödemek şartıyla borç para istedi. Kifl,
kadının dul olduğunu da anlayınca ona ahlaksız bir teklifte bulundu. Kendisiyle
beraber olması şartıyla vereceği parayı istemeyeceğini söyledi. Bu teklifi
kadın şiddetle reddetti. Çok üzülmüştü. En çok da kendisine böylesi tekliflerin
gelmesinden korkuyordu. “Allah’ım bana yardım et.” diye dua
etti.
Aradan birkaç gün daha geçmişti. Evde hiçbir şey kalmamıştı.
Çocuklar açlıktan ağlıyordu. Onların ağlamasına kendisi de katılıyordu.
Kendisini Kifl’e teslim etmeye mecbur hissetti. Bu sırada da
“Allah’ım! N’olursun beni affet. Bir daha böyle bir günah
işlemeyeceğim.” diye dua ediyordu.
Kadın, Kifl’in yanına gitti. Kifl’in yüzü gülüyordu.
Ancak kadın bir yandan ağlıyor, bir yandan da titriyordu. Kifl, kadına bu
halinin sebebini sordu. Kadın,
- Buraya kendi isteğimle gelmedim. Daha önce böyle bir günah
işlemedim. Onun için Allah’tan çok utanıyorum ve korkuyorum. Beni bu
günaha sürükleyen fakirliğimdir, dedi. Kifl, duyduklarına çok şaşırmıştı. O
kaskatı kalbi bir anda yumuşayıverdi. İçini pişmanlık duyguları sarmıştı. O
sırada ağzından şu ifadeler döküldü:
- Sen fakirliğin sebebiyle mecbur kaldığın bir günah işliyor ve
bundan dolayı ağlıyorsun. Halbuki Allah bana bu kadar servet vermişken, ben
günah işlemekten çekinmiyorum. Ben, Allah’tan utanmaya ve korkmaya senden
daha layığım.
Kifl, pişmanlık hisleri içinde, yapacağı kötü işten vazgeçti.
Kalbine apayrı bir huzur ve mutluluk geldi. Kadına bir miktar para verip onu
gönderdi. Kadıncağız, sevinç ve kendisini harama girmekten koruyan
Rabb’ine şükür içinde evine döndü.
Kifl, artık eski Kifl değildi. O güne kadar yapmış olduğu bütün
günahlar için tevbe ediyordu. O gün sabaha kadar Rabb’ine dua dua
yalvardı ve affını diledi. O gece Kifl’in ecel vaktiydi. O hal üzere
ruhunu Rahman’a teslim eyledi.
Sabah olmuştu. Kifl’in evinden çıkmadığını gören yakınları
kapıyı açtıklarında Kifl’i ölü olarak buldular. Bu sırada kapısında
herkesin okuyabileceği şekilde şöyle bir yazı vardı: “Allah,
Kifl’in günahlarını affetti.”
Halk, bu duruma şaşırdı kaldı. Allah, Kifl’in affedilmesine
sebep olan bu olayı, o dönemin peygamberine vahiy yoluyla bildirdi. Böylece
herkesin şaşkınlığı gitti ve insanlar bundan büyük bir ders aldılar.
Hikâye bize ne anlatıyor?
Tevbe kapısı her zaman ve her kişi için açıktır. Bir kimse ne
kadar günahkâr bir kul olursa olsun büyük bir pişmanlık ve samimiyetle tevbe
ederse Allah onun tevbesini kabul eder ve onu bağışlar.
Allah, kendi rızası istikametinde bir hayat yaşamaya gayret eden
kullarını sever. Rahmetinin gereği olarak bazen kulları günaha gireceği an
onları değişik vesilelerle korur. O yüzden kula düşen Rabb’iyle
arasındaki bağı devamlı surette güçlü tutmasıdır.
Kaynak: Zaman Ailem, 167. Sayı
ARZU EDEN
GELSİN
Muhammed Nasûhî
Efendi, bir ara üç gün müddetle sevenlerinden birinin dâveti üzerine hava
değişikliği için Çamlıca civârındaki Bulgurlu'ya gitti. Bulgurlu'ya
gelişlerinin ilk gecesi, gece yarısından sonra teheccüd namazını kıldıktan
sonra yanında bulunanlara;
- Bize bugün Üsküdar'a gitmek gerekiyor. Hizmeti yerine getirdikten sonra
inşâallah yine geliriz. Arzu eden bizimle gelebilir, buyurdu.
Sabah namazını kıldıktan sonra Üsküdar'a gelmek üzere yola çıktı. Yolda
karşısından derviş kıyâfetli biri geldi ve;
-Ben duâcınız da efendime gidiyordum. Dergâhınıza vardım. "Efendim
hazretleri (yâni siz) Bulgurlu'dadır." dediler. Çok şükür efendime burada
kavuştum. Size gelişimin sebebi, Üsküdar'da Bülbülderesi denilen yerdeki bir
mağarada, Nakşibendiyye yolu mensuplarından Şâh Haydar adında bir zât vardı. Bu
zât kimsenin işine karışmayan, haram işlememek için insanlardan uzak yaşamaya
gayret eden biriydi. Ömrünün sonuna doğru bana; "Artık dünyâ hayâtım
bitmek üzeredir. Vefât ettiğimde cenâzemi yıkamak, namazımı kılmak, kabre
koymak ve telkînimi vermek üzere Nasûhî hazretlerinin vekil olmasını istirhâm
ediyorum. Bu vasiyetimi unutma ve başkaları yapmak isterlerse mâni ol. Vefâtımı
ve vasiyetimi ona bildirmene lüzum yok. Ona Allahü teâlâ bildirir."
buyurdu. Lâkin duâcınız işgüzârlık yapıp kendiliğimden geldim. Bu gecenin son
üçte birinde vefât etti, dedi.
Nasûhî hazretlerinin yanında bulunan talebeleri, onun bir kerâmetini daha
gördüler. Vefât eden zâtın dediği gibi oldu. Nasûhî hazretleri talebeleriyle
birlikte Bülbülderesine geldi. Kabrini kazdırdı.Cenâzesini yıkadı. Namazını
kılıp, kabre koydu ve telkînini verdi.